Türk Otomotiv Sanayicisinin Dergisi



Ticaret Savaşlarında Yeni Cephe: Otomotiv

 

VAROL KARSLIOĞLU

 
Daha önceki yazılarımızda değindiğimiz gibi, otomotiv sektörü, tarihi bir dönüşüm yaşıyor. Elektrikli araçlarla (EV) birlikte 150 yıla yakın geçmişiyle tüm otomotiv ekosistemi, üreticiler ve tedarik zinciri adeta yeniden kurgulanıyor. Bu geniş konunun tüm yönlerini tek bir yazıya sığdıramayacağımız için bu yazıda Çin ile Batı arasındaki ticaret savaşlarına odaklanmaya çalışacağız.
 
Birkaç başarısız deneme dışında yakın zamana kadar Çin markalarının Avrupa ve Kuzey Amerika’daki otomobil piyasalarında bir varlık gösteremediğini herhalde tüm okuyucularımız farkında. Ancak geçen Eylül ayında Münih’teki IAA Mobility fuarı adeta bir dönüm noktası oldu. Batıdaki tüketicilerinin adını ilk defa duyduğu neredeyse onlarca marka, Avrupa’nın en büyük pazarı Almanya’daki fuarı istila etti. Hemen hepsi de EV olan, şık tasarımlı araçlar fuarı ziyaret edenleri ve batı medyasını şaşkınlığa uğratmakla kalmayıp Batı ve özellikle Alman otomotiv sanayisinde büyük endişe yarattı. 
 
Ve bu fuardan birkaç ay sonra, gemiler dolusu Çin malı elektrikli araç Avrupa’ya doğru yola çıktı. Ben bu yazıyı kaleme alırken, bu araçların büyük bir kısmı Avrupa’daki gümrük sahalarında beklemekteydi. Batı hükümetleri, özellikle Avrupa Birliği (AB) Çin otomobilleriyle ilgili bir anti-damping soruşturması başlatırken bir taraftan da misillemeden korkuyor. AB ve özellikle ABD , Çin’i Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına uymamakla suçluyor. Ve, Çin üretimi elektrikli araçlar Avrupa limanlarına yığılırken, bu tartışmalar alevleniyor. Burada  krize dönüşebilecek bir durum söz konusu.  Çünkü Uzakdoğu’dan yaşlı kıtaya ulaşan ve Hamburg, Roterdam ve Cenova gibi limanlara inen, Avrupalıların çoğunu tanımadığı araçlar, aynı hızla tüketiciyle buluşamıyor. 2023 sonundan itibaren Avrupa’da belirginleşen elektrikli araçlara olan ilgi azalması ve düşen satışlar, Çinli markaları da çok olumsuz etkilemekte. Avrupa’da hiç tanınmayan bu markaların fiyatları cazip olsa da, servis eksikliği ve 3-4 yıl sonra çok düşecek olan ikinci el değerleri, zaten elektrikli araçlara karşı kuşku duyan ortalama alıcıyı bu ürünlerden uzak tutuyor.
 
Çin’e biraz daha yakından baktığımızda, dünyayı fethetmeye hazırlanan markalarla ilgili öykünün karanlık yüzünü görüyoruz. Devletin cömert ve aynı zamanda ekonomik gerçeklere pek de uymayan sübvansiyonlarına güvenip EV üreten 100’den fazla firmanın satılamayan on binlerce aracı, Çin’deki park alanlarında çürümeyi bekliyor.
 
Kuzey Amerika’ya döndüğümüzde ise DTÖ tartışmalarının başka bir boyutunu görüyoruz. ABD’nde, “Inflation Reduction Act” yasası, otomotiv sektöründe, ABD’nde EV konusunda yatırım yapacak ve istihdam yaratacak firmalara önemli vergi muafiyeti ve başka yatırım teşvikleri sağlıyor. Bu teşvikler öncelikle ABD’ni Çin’e karşı avantajlı kılmayı ve ABD’yi bir üretim üssü haline getirmeyi hedeflese de ABD’nde üretilmeyen araçlar arasında bir ayrımcılığa yol açıyor. İtirazlar sadece Çin’den değil, AB’nden de geliyor. Halen yargılama süreci devam eden Donald Trump’ın,bu yılın Kasım ayında tekrar başkan seçilmesi halinde ABD ile AB ve özellikle Çin arasındaki ticari ilişkilerde büyük sorunlar çıkacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
 
Tabi, “Inflation Reduction Act adlı, ismi itibariyle enflasyonu düşürmeyi amaçlayan ve aslında bir nevi korumacılık yasası olan düzenlemenin, DTÖ kurallarına ne kadar uygun olduğu ayrı bir tartışma ve yazı konusu.