Türk Otomotiv Sanayicisinin Dergisi




TAYSAD'dan Mesaj

Bu Uzun Yolda Birlikte Yürüyoruz

 

41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının yüzde 70'ini tek bir pazara gönderen Türkiye için bu eşik, aynı anda hem bir güç hem de bir kırılganlık. Hürmüz krizinin tedarik zincirinde açtığı yaralar, tek coğrafyaya bağımlılığın bedelini bir kez daha gösterdi. Şimdi yapılması gereken, AB ile koşmaya devam ederken yeni pazarlara stratejik bir konumlanmayla adım atmak.

 

Yakup Birinci

TAYSAD Başkanı

 

Avrupa Komisyonu, 4 Mart 2026'da Sanayi Hızlandırma Yasası taslağını yayımladı. Yaklaşık 93 sayfalık bu taslak, sadece AB'nin iç sanayi politikasını şekillendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa ile ticaret ilişkisi içinde olan tüm ülkeler için yeni bir çerçeve çiziyor. Türkiye de bu çerçevenin tamamen dışında değil; ancak tam olarak içinde yer aldığını söylemek de şu aşamada mümkün değil. Böyle bir ara pozisyonda, hem dikkatli olunması hem de stratejik adımlar atılması büyük önem taşıyor.
 
Süreç boyunca temkinli ama proaktif bir yaklaşım sergiledik. Geçtiğimiz yılın ortasından itibaren devletimizle yoğunlaştırılmış görüşmelere başladık ve bu temasları Eylül ayından itibaren tüm seviyelerde daha da sıklaştırdık. Üyesi olduğumuz CLEPA (Avrupa Otomotiv Tedarikçileri Derneği) ve ACEA (Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği) ile sürekli temas halinde olmaya gayret ettik, sektörümüzün beklentilerini bu platformlarda sürekli aktardık. 
 
Tasarının Türkiye açısından sevindirici yanları var. Metin, "güvenilir ortak" kavramını güçlendiriyor ve Komisyona bu alanda belirli bir yetki tanıyor. Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin bu statüde korunduğunu görmek, Türkiye için de somut bir yol haritasının mümkün olduğunu gösteriyor. Biz bu süreçte Avrupa ile birlikte koşuyoruz ve koşmaya devam edeceğiz.
 
Ancak önümüzde uzun bir maraton var. Genel Kurul'umuzda paylaştığım bir benzetmeyle söylemek gerekirse: Biz şu an maratona katılma belgesini kazanmış bir koşucu olarak başlangıç noktasındayız. Taslak metin, parlamento alt komisyonlarında ve AB Konseyi'nde yıl sonuna kadar yoğun bir müzakere sürecinden geçecek. Bu süreçte kamu ihaleleri gibi sektörümüzü doğrudan ilgilendiren maddelerin masada tutulması kritik önem taşıyor. Türkiye'de üretilen ticari araçların Avrupa kamu ihalelerinde maruz kaldığı dezavantajlı durum, çözüm bekleyen somut bir sorun olarak önümüzde duruyor.
 
Rakamlar bize temel bir gerçeği hatırlatıyor: 2025 yılında otomotiv sektörü olarak yaklaşık 41,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik; bunun yüzde 70'e yakını AB ülkelerine yöneldi. Türkiye'deki Avrupalı yatırımcılar da benzer oranda kendi üretimlerini yine Avrupa'ya ihraç ediyor. Üstelik bu ilişki iki yönlü: İç pazarımızda satılan araçların yaklaşık yüzde 70'i ithal olup Avrupalı markaların payı bu tabloda son derece büyük. Yani biz, kolayca göz ardı edilebilecek bir halka değil; bu zincirin vazgeçilmez bir parçasıyız. Türkiye son beş yılda Avrupa ortalamasının çok üzerinde büyürken hem ihracatını hem ithalatını dengeli biçimde artıran bir ülke oldu. Bu dengeyi vurgulamak, hem bir hak hem de bir sorumluluk.
 
Ama asıl mesele şu: Bu güç, aynı zamanda bir kırılganlık barındırıyor.
 
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve lojistik aksaklıklar, bu gerçeği çıplak biçimde gözler önüne serdi. Petrokimya ve plastik başta olmak üzere birçok girdide ciddi maliyet artışları yaşandı; bazı büyük üreticiler force majör ilan etti. Navlun giderleri yükseldi; spekülatif fiyat hareketleri zincirin her halkasını sarstı. Şu an elimizdeki stok ve sipariş ağı kısa vadede bir tampon sağlıyor; ancak mevcut stokların 6–8 hafta içerisinde tükenme ihtimali bulunuyor. Bu süre dolduğunda, çözümsüzlük devam ederse, birçok endüstrinin durma noktasına gelebileceğini açıkça söylemek gerekiyor. Tek bir coğrafyaya, tek bir rota üzerinden bu denli bağımlı olmak, bugün yaşananlar bunu bir kez daha kanıtladı, sürdürülebilir bir strateji değil.
 
İşte tam bu noktada Türkiye'nin coğrafi konumu yeniden anlam kazanıyor. Tedarik zincirinin stratejik riskleri yeniden masaya geldiğinde, yakınlık ve güvenilirlik ön plana çıkıyor. Türkiye, bu dönüşümü yalnızca bir tehdit olarak değil, uzun vadeli bir konumlanma fırsatı olarak değerlendirmelidir.
 
 Körfez ve MENA bölgesi, Kuzey Afrika, Orta Asya, Latin Amerika… Bu pazarlar artık yalnızca "alternatif" değil, stratejik çeşitlendirmede de öne çıkan pazarlar. Petrol fiyatlarındaki sıçramanın elektrikli araçlara yönelimi hızlandırdığını gösteren veriler de var. Yeni talep merkezleri, yeni ürün mimarileri ve yeni tedarik yapıları birbiriyle eş zamanlı şekilleniyor. Bu dönüşümün içinde yer almak için bugün karar vermek gerekiyor.
 
TAYSAD olarak, hem AB ile ilişkilerimizi en üst düzeyde sürdürmeyi hem de üyelerimizin yeni coğrafyalarda güçlü bir konuma gelmesini önemsiyoruz.
 
Değerli üyelerimiz,
Ticaret diplomasisi artık yalnızca devletlerin işi değil; sektör kurumlarının, üyelerin ve tedarik zincirinin her halkasının birlikte yürüttüğü ortak bir çabanın ürünü. Yol uzun; ama doğru yoldayız ve birlikte yürüyeceğiz.

 

08.05.2026