Avrupa otomotiv endüstrisi elektrikli araç dönüşümü, batarya tedarik zincirleri ve sürdürülebilirlik gereklilikleri ile üretim stratejilerini kökten gözden geçirirken, Türk otomotiv tedarik sektörü "Made in Europe" tartışmasını bir tehdit olarak değil, derinlemesine bir dönüşüm fırsatı olarak değerlendirmelidir.
Made in Europe kavramını coğrafi sınırların ötesinde katma değer odaklı yorumlayan KUTES, hammadde hariç mühendislik, üretim prosesleri, kalite ve sertifikasyon dahil katma değerinin yüzde 70'ini Avrupa-Türkiye ekseninde yaratıyor. Şirket, AB kaynaklı ara mal kullanımını artırarak bu oranı daha yukarı taşımayı hedeflerken, ABD ofisi açılışı ve Avrupa ortaklı joint venture modelleriyle çok kutuplu bir büyüme stratejisi izliyor.
Automation Extended programı, ABB’nin kanıtlanmış platformları üzerine kurularak ve mevcut yatırımları koruyarak, dağıtılmış kontrol sistemlerinin (DCS) operasyonları kesintiye uğratmadan modernize edilmesine yardımcı olur.
"Made in Europe" tartışması artık yalnızca bir tanım meselesinden ibaret değil; Türkiye otomotiv tedarik sanayisinin yapısal geleceğini şekillendirecek bir dönüşüm noktasına işaret ediyor. Norm Holding İcra Kurulu Başkanı Mahmut Öztürk'e göre, bu durum bireysel şirket kayıplarını aşan, çok daha derin bir risk anlamını taşıyor. Üretimde yüzde 70'e varan AB içi girdi zorunluluğu, regülasyonlara uyum ve tedarik sürekliliği gereklilikleri, sanayi ekosistemini kökten değiştiriyor. Öztürk, "Avrupalılık" kavramına da yeni bir perspektif kazandırıyor ve bunu artık sadece bir coğrafi konum olarak değil, kalite, sürdürülebilirlik ve etkili yönetişim kültürünün toplamı olarak tanımlıyor.
Gümrük Birliği Türkiye için bir milat, "Made in Europe" kapsamına tam uyum ise geleceğin hayatta kalma garantisi olacak. Avrupalı OEM devleri artık sadece birim fiyat değil emisyon verileri de istiyor; yeşil çelik ve yenilenebilir enerji kullanmayan bir fabrikanın 2030'da portföyde kalma şansı sıfır. Önümüzdeki 5 yıl, kâr marjını üretim verimliliğiyle değil dijital ve yeşil dönüşüm hızıyla belirleyecek.
Koza Otomotiv, önümüzdeki 5 yılda ihracat hacminde yüzde 20 büyüme hedefliyor. Hâlihazırda üretiminin yüzde 20'sinde AB menşeli hammadde kullanan şirket, pazar talepleri doğrultusunda AB içinde üretim, montaj ve mühendislik süreçlerini devreye alabilecek teknik kabiliyete sahip. AB içinde iletişim ofisi açmayı planlayan Koza Otomotiv, Avrupa pazarını BAE, Afrika ve Güney Amerika ile dengeleyerek çok kutuplu bir büyüme stratejisi izliyor.
Avrupa standartlarında hammadde kullanılıyor, Avrupa standartlarında makinelerle çalışılıyor ve üretim de yine bu standartlara uygun şekilde gerçekleştiriliyor. Aslında Hatko Electronics, bir Avrupa tedarikçisi sayılabilir; eksik olan tek şey bunun resmi olarak belgelenmiş olması. Ancak Türkiye, "Made in EU" tanımı içinde yer almadığı için, AB standartlarına uyum sağlamak adına büyük maliyetlere katlanan firmalar adeta cezalandırılıyor. Bu durumun kaynağı ise teknik bir mesele değil.
Yıllık 200'ün üzerinde patent başvurusu ve %70'i akademik altyapılı mühendislerden oluşan global organizasyonuyla FEV, "Made in Europe" yaklaşımını bir etiket değil, yüksek mühendislik disiplini ve güvenilirlik standardı olarak tanımlıyor. FEV Türkiye, bu birikimi 400 kişilik yerli mühendislik gücüyle buluşturarak TAYSAD üyelerinin elektrikli araç dönüşümünde uzun vadeli stratejik partneri olmayı hedefliyor.
Made in Europe kalite standartlarının, yüksek nitelikli Türk iş gücüne yatırım yapılarak en iyi şekilde korunacağına inanıyoruz. Yerel mühendisleri güçlendirerek, Türkiye ile Avrupa arasında algılanan kalite bariyerini fiilen ortadan kaldırıyoruz.
Otomotiv süspansiyon sistemlerinde tasarımdan seri üretime kadar tüm süreçleri Türkiye'de gerçekleştiren Çelikyay, 1990'lardan bu yana Avrupa sanayisiyle kurduğu derin entegrasyonla fiilen Avrupalı bir sanayi firması gibi faaliyet gösteriyor. Şirket, Gümrük Birliği ülkelerinin "Made in Europe" yaklaşımında daha kapsayıcı değerlendirilmesinin Avrupa üretim ekosisteminin sürdürülebilirliği için kritik önem taşıdığını vurguluyor.